06 Tem 2025
Arzuya Dair Kısa, Pratik Bir Kılavuz
Arzuya Dair Kısa, Pratik Bir Kılavuz (Bağlanma Kuramı Penceresinden)
“Tutku aslında bir bağlanma hasretidir. Erotik oyunlarla süslenen bir yakınlaşma isteğidir.” Paul Eastwick
1. Arzu Nedir, Nereden Doğar?
Barry ve Emily McCarty’ye göre arzunun motoru “pozitif beklenti”dir: Keyif ihtimali görmezsek hiçbir şeye yönelmek istemeyiz. James Clear’ın Atomik Alışkanlıklar modeli de aynı kapıya çıkar:
İşaret → İstek (arzu) → Tepki → Ödül (Haz)
Arzu davranışı başlatır; haz ve tatmin onu tekrar ettirir.
2. İki Yol, Tek Hedef
| Yol | Ne Zaman Alevlenir? | Kimin İçin Daha Yaygın?* |
|---|---|---|
| Spontane Arzu | Yolda gördüğünüz çekici biri bir anda içinizi kıpırdatır. | Yaklaşık %30 kadın, erkeklerin çoğu |
| Tepkisel (Responsive) Arzu | Dokunuş başladıkça beden ısınır, sonra “Daha fazlasını istiyorum” dersiniz. | Yaklaşık %70 kadın |
*Kaynak: Rosemary Basson, 2000
Tepkisel modelde arzu başlangıçta yoktur ama temasla birlikte oluşur; tıpkı motoru çalıştıkça hızlanan bir araba gibi. Zoya Simakhodskaya’nın eklediği bağlanma odaklı döngüde, her keyifli yakınlaşma bir sonraki arzuyu kolaylaştırır.
3. Cinsel Yakınlık, Bağ Kurma Güveninden Beslenir
Bağ kurmaya aç bir beynin ilk güven sinyali partnerden gelen arzudur. Bu sinyal yoksa, bağ kurma devresi de cinsel devre de voltaj düşürür.
Barbara Seaman’ın bulgusu nettir: “Seks sırasında sizi ne rahatsız ediyorsa söylemezseniz, bedeniniz arzunuzu azaltarak sizi korur.” Seks hakkında hiç konuşmayan çiftlerde tatmin oranı %9 iken, konuşanlarda %50 ’nin üzerinde*.
*Kaynak:The Gottman Institute.
4. Peki Tutku Nasıl Yaşatılır?
- Güvenli Zemin: Duygunuzu, sınırınızı, arzunuzu söyleyin. İletişim arzunun emniyet kemeridir.
- Küçük Gizem: Arzu, tümüyle bilinir olanın değil; küçük bir bilinmezliğin, keşfedilecek bir şeylerin içinde var olabilir.
- Döngüyü Tanıyın: Keyif, bir sonraki arzuyu üretir. Haz yoksa döngü kırılır.
5. Sonuç
Aşinalık veya zaman değil, duygusal güvenliğin eksikliği arzuyu söndürür. Tutku, yeni numaralardan çok bağlanma özlemiyle beslenir; erotik oyunlar onun süsüdür. Sevgi ve arzuyu ayrı kutulara koymak yerine, birini diğerinin yakıtı olarak düşünmek ilişkide hem sıcaklık hem derinlik sağlar.
”Arzu nefes almak için minik bilinmezlik ister.” Bülent Somay
Bazen gerçekten de “bir şeyler eksik” olmalı ki, tamamlamaya dair arzu doğsun. Arzunun kıvılcımı, tam da o eksiklikte saklı olabilir.
Sevgiyle kalın ve arzunuzu canlı tutun.
Uzm. Psk. Dan. Eyüp SARI
Bireysel Psikoterapi
10 Haz 2025
İlişkilerde Neden Hep Aynı Döngüyü Yaşıyoruz?
İlişkilerde Neden Hep Aynı Döngüyü Yaşıyoruz?
Bazı ilişkiler, daha en başından tanıdık gelir. Hiçbir açıklama yapmadan içimize dokunur, bizde bir şeyleri tetikler. İlk bakışta heyecanlandıran bu bağlar, zamanla aynı hayal kırıklıklarını, aynı suçlulukları, aynı yalnızlığı getirir. Kimi zaman terk ediliriz, kimi zaman görülmeyiz ya da yeterince sevilmediğimizi hissederiz. Oysa karşımızdaki kişi değişse de içimizde canlanan duygu neredeyse hep aynıdır.
Bunun sebebi çoğu zaman farkında bile olmadığımız duygusal döngülerdir. Çocuklukta yaşadığımız, tam anlamıyla kavrayamadığımız ama içimize işleyen deneyimler, ileriki yaşamımızda bilinçdışımız tarafından yeniden sahnelenir. Sanki zihin şöyle der: “Bu kez büyüdün. Aynı duyguyu tekrar yaşayacaksın ama bu defa çözme şansın var.”
İlişkiler, geçmişin bugüne yansıdığı en güçlü aynalardır. Bu yüzden kendimizi zaman zaman hep aynı rolü oynarken buluruz: Hep terk edilen, hep açıklama yapmaya çalışan, hep eksik hisseden… Çocuk aklıyla suçladığımız kendiliğimiz, büyüdüğümüzde hâlâ aynı suçlulukla hareket eder. Ve çoğu zaman, o eski sahneleri yeniden yaşamak pahasına benzer ilişki modellerini seçeriz.
Tüm bu tekrarlar bir başarısızlık değil, aslında bilinçdışının iyileştirme çabasıdır. Travmayı, çocuk zihniyle değil, olgun bir benlikle yeniden anlamlandırmak için bize tanınmış bir şanstır. Fakat bu şansı kullanmak için önce döngüyü fark etmek gerekir. Çünkü farkında olunmayan her tekrar, kaçınılmaz bir sona doğru sürükler bizi.
İlişkilerde duygusal güvensizlik, çoğu zaman öfke, kıskançlık, eleştiri ya da geri çekilme gibi tepkisel biçimlerde ortaya çıkar. Oysa bu tepkilerin altında, görülme ve değerli olma arzusu yatar. Duygulara temas edemediğimizde ilişki bir savaşa, bir güç mücadelesine dönüşür. Oysa kırılgan duygular açıkça paylaşıldığında, ilişkiler yeniden soluk almaya başlar.
İlişkilerde yaşanan döngüler yalnızca duygusal değil, cinsel bağlamda da kendini gösterir. Duygusal kopukluk yaşayan çiftler, cinsellikte de bir uzaklaşma hisseder. Sue Johnson bunu “bağlanma dansı” olarak tanımlar. Çiftler terapi sürecinde yeniden güvenli bağ kurduklarında, vücutları da yeniden senkronize olmaya başlar. Tıpkı kuşların çiftleşme ritüellerindeki gibi bir uyum ortaya çıkar.
Bu noktada yüzleşmemiz gereken temel gerçek şudur:
Geçmiş, çözülmeden geçip gitmez.
Döngüler fark edilmediği sürece devam eder.
Her ilişkinin kendine özgü bir evrimi vardır. Bazı çiftler en küçük anlaşmazlıkta güç savaşına girerken, bazıları farklılıklarıyla birlikte var olmayı öğrenir. Bu, sağlıklı farklılaşmanın da göstergesidir. Kendi olmaktan vazgeçmeden bağlı kalabilmek… Bağlanma teorisinin özünde de bu vardır: Kök salmak ama boğulmamak.
İlişkilerde tekrar eden döngüleri kırmak kolay değildir. Ama mümkündür. Bu, ancak geçmişin duygusal izlerini fark etmekle, onları bugüne taşımamayı öğrenmekle olur. Duygularımızı bastırmak ya da yalnızca mantıkla açıklamak değil; onları tanımak, onlara alan açmak gerekir.
Her yeniden yaşanan acı, aslında bir fırsattır:
Bu kez başka bir son mümkün olabilir.
Ve bazen sadece bunu bilmek bile iyileştirici olabilir.
Sevgiyle kalın.
Uzm. Psk. Dan. Eyüp SARI
Bireysel Psikoterapi / Çift Terapisi
03 Mar 2025
Kadın ve Erkek Olmak: İlişkilerde Zıtlıklarla Uyumun Gücü
Kadın ve Erkek Olmak: İlişkilerde Zıtlıklarla Uyumun Gücü
İnsan ilişkilerinde asıl çatışma, farklılıklarımızı anlamamak değil; tek bir doğru bakış açısında ısrar etmektir. Oysa bir çift olmak, iki farklı dünyanın ortak bir zeminde buluşmayı öğrenmesidir.
Bağlanma kuramına göre, her birey ilişkiye kendi geçmiş deneyimleriyle gelir. Kimi zaman duygularımızı bastırır, yalnızca “erkek gibi” ya da “kadın gibi” davranmanın toplumca kabul gören yollarına sıkışırız. Theodor Reik’in de dediği gibi: “Bizim uygarlığımızda erkekler yeterince erkek olamamaktan, kadınlarsa sadece kadın sayılmaktan korkarlar.”
Bugün ilişkiler, geleneksel rollerden eşitlikçi yapılara doğru dönüşüm yaşıyor. Kadınlar erkeksi yönlerini geliştirirken, erkekler de dişil duyarlılıklarını fark etmeye başladı. Bu değişim, ilişkilerin merkezinde daha çok esneklik ve anlayış gerektiriyor.
Ve evet, “aşka açık olmak yeniliğe açık olmaktır.” Çünkü aşk, ancak ötekini gerçekten keşfetmeye cesaret ettiğimizde başlar.
İlişkide yaşanan birçok çatışma, farklı düşünce biçimlerini tehdit olarak algılamaktan doğar. Oysa ilişkiyi büyüten şey, partnerimizin bizden farklı düşünebileceğini kabul etmek ve bu farkı kendi gelişimimiz için bir fırsata çevirebilmektir. Terapötik çerçevede bu, bağlanmanın güvenli alanını genişletir.
Toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili yaygın efsaneler—“erkek beyni-kadın beyni”, “Mars ve Venüs” yaklaşımları—modern nörobilim ışığında artık yeterince geçerli değil. Beynin gelişimi bireyseldir ve ilişkisel bağlamda şekillenir. Levenson ve Gottman’ın çalışmaları bile kadın ve erkek arasında duygusal ifade farklılıklarının sandığımız kadar büyük olmadığını gösteriyor.
Peki ya ilişkide ortak bir dil kurmak?
İşte orası, bireyin içindeki dişil ve eril yanlarıyla barıştığı yerdir.
Ve burası, aşkın başlayabileceği yerdir.
Sevgiyle kalın
Uzm.Psk. Dan. Eyüp SARI
Bireysel Psikoterapi
