03 Mar 2025
Kadın ve Erkek Olmak: İlişkilerde Zıtlıklarla Uyumun Gücü
Kadın ve Erkek Olmak: İlişkilerde Zıtlıklarla Uyumun Gücü
İnsan ilişkilerinde asıl çatışma, farklılıklarımızı anlamamak değil; tek bir doğru bakış açısında ısrar etmektir. Oysa bir çift olmak, iki farklı dünyanın ortak bir zeminde buluşmayı öğrenmesidir.
Bağlanma kuramına göre, her birey ilişkiye kendi geçmiş deneyimleriyle gelir. Kimi zaman duygularımızı bastırır, yalnızca “erkek gibi” ya da “kadın gibi” davranmanın toplumca kabul gören yollarına sıkışırız. Theodor Reik’in de dediği gibi: “Bizim uygarlığımızda erkekler yeterince erkek olamamaktan, kadınlarsa sadece kadın sayılmaktan korkarlar.”
Bugün ilişkiler, geleneksel rollerden eşitlikçi yapılara doğru dönüşüm yaşıyor. Kadınlar erkeksi yönlerini geliştirirken, erkekler de dişil duyarlılıklarını fark etmeye başladı. Bu değişim, ilişkilerin merkezinde daha çok esneklik ve anlayış gerektiriyor.
Ve evet, “aşka açık olmak yeniliğe açık olmaktır.” Çünkü aşk, ancak ötekini gerçekten keşfetmeye cesaret ettiğimizde başlar.
İlişkide yaşanan birçok çatışma, farklı düşünce biçimlerini tehdit olarak algılamaktan doğar. Oysa ilişkiyi büyüten şey, partnerimizin bizden farklı düşünebileceğini kabul etmek ve bu farkı kendi gelişimimiz için bir fırsata çevirebilmektir. Terapötik çerçevede bu, bağlanmanın güvenli alanını genişletir.
Toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili yaygın efsaneler—“erkek beyni-kadın beyni”, “Mars ve Venüs” yaklaşımları—modern nörobilim ışığında artık yeterince geçerli değil. Beynin gelişimi bireyseldir ve ilişkisel bağlamda şekillenir. Levenson ve Gottman’ın çalışmaları bile kadın ve erkek arasında duygusal ifade farklılıklarının sandığımız kadar büyük olmadığını gösteriyor.
Peki ya ilişkide ortak bir dil kurmak?
İşte orası, bireyin içindeki dişil ve eril yanlarıyla barıştığı yerdir.
Ve burası, aşkın başlayabileceği yerdir.
Sevgiyle kalın
Uzm.Psk. Dan. Eyüp SARI
Bireysel Psikoterapi
